erol özyiğit
34 Takipçi | 6 Takip
23 12 2011

80'LERDE ÇOCUK OLMAK

Erol Özyiğit   kara şimşek: ah o arabanın içinde ben de olsaydım!   Oyunlarımızı yarıda bırakıp, nerdeyse bütün sokağı evlere taşıdığımız 80’ lerin, daha doğrusu huv, huv diye ses çıkararak evlere kapandığımız günlerin unutulmaz kahramanlarıydı; Kitt ve Maykıl Nayt. Ama nedense erken biterdi kara şimşek ya da biz bitmesini istemediğimiz için erken bittiğini düşünürdük! Biter bitmez yine aynı sesle sokağa çıkardık, huv, huv!.. Sonra mı? Sonra, hava kararana kadar Maykıl Nayt taklidi yaparak kaybettiğim çocukluğumu evimin bir köşesinde bir kahraman gibi bulduğum günlerde karar vermiştim, büyüyünce Maykıl Nayt olacaktım. Bir Maykıl Nayt’ımız eksik demişti annem! eşek kadar oldun bırak çocukluğu diye bitirirdi konuşmasını hep. Bense, çocukluk edip büyürdüm, Maykıl Nayt olurdum hemen. huv, huv!.. Sonra, her seferinde kim bu Maykıl Nayt diyen anneme baştan başlayarak her şeyi bir bir yeniden anlatırdım. Bir olayda kurşunlanan polis Maykıl'a plastik cerrahi ile yeni bir yüz yapılıyor ve kahramanımız David Hasselhof formatında Maykıl Nayt olarak coşuyor, kötülerle mücadeleye başlıyordu. Maykıl’ın patronu Devon, asistanı da kumral güzeli Bonnie. Her bölümde güzel bir kadının başı belaya giriyor ve Maykıl onu kurtarmak için süper akıllı ve konuşan arabası Kit ile olay yerine gidiyor. Rengi siyah, kendine kendine hareket eden yarım direksiyonu var. Şimdi anladın mı anne? Annem kocaman bir CIKKK derdi. Ve eklerdi; bunlar seni kandırıyor, araba konuşur mu hiç? Kendi kendine harekat eder mi? Ben annemin son dediklerini duymaz, resim defterimi alıp masanın altına girer, her sayfasına bir kara şimşek çizerdim, daha doğrusu çizdiğim çizgi arabaların hepsine kara şimşek adını verirdim. Her sayfa bir sokağa a&c... Devamı

23 12 2011

MÜZİK RUHUN GIDASI MIDIR?

  Erol Özyiğit       MÜZİK RUHUN GIDASI MI DİYE HEP KENDİNE SORAN ESKİ BİR ÇOCUĞUN K’AĞITLARDA KALAN NOTLARI!   M.Ö. 250-184 tarihleri arasında yaşayan Romalı şair Titus Maccius Platus “Charmides” adlı şarkısının yaralara iyi geldiğini yazdığımda 10 yaşındaydım.   *** İngiliz şair Shakspeare’in 1595′de yazdığı II. Richard adlı trajedisinde, kralın ağzından ” Delileri iyi etmesine rağmen, beni çılgına çeviren, delirten bu müziği susturun” diyerek, müziğin ruh hastalıkları üzerindeki etkisine değinmiştir… Yazısını çizgili defterimin en saklı yerine yazdığımda yine 10 yaşındaydım   *** Finlilerin yarı insan yarı ilah olarak kabul edilen Voinamonien adlı kahramanları, savaşta ağır bir biçimde yaralandığında, eski bir İskandinav şarkısı ile tedavi olmuştu bunu da yazdığımda 10 yaşındaydım ama iki yıl önce yani 12 Eylülde babamın şiir defterini yırtan polislerden kaçamayan 8 yaşımı nedense çok özlemiştim.   *** W.B. Hanford adlı bir Rus subayının anlattıklarına göre II. Dünya Savaşı sırasında derin kılıç yaralarının neden olduğu kanamaları şarkılar hemen durdurmuştur. Kuzey Harbi sırasında (1655-1660) Danimarka Savaşları’nda anılarını yazan Polonyalı Jean Passek’in günlüğünde yazılanlara göre, Voyvoda ağır bir şekilde yaralanır. Hekimler bir süre hastanın musiki ile tedavi edilmesine karar verirler. Yandaki odada flüt, santur ve yaylı sazlarla musiki sağlandığında Voyvoda sağlığına kavuşur. Bunu yazdığımda erken büyümüştüm sanırım; şairin dediği gibi: bizim ülkemizde acılar erken büyütür çocukları! Sahi erken büyüyen çocuklar kaç yaşında olur?   *** R. Brockleslay, Londra 1749... Devamı

22 12 2011

NÂZIM HİKMET MEKTUBUN VAR

erol özyiğit   Aralık 2008   Sevgili Ağbim Nâzım Hikmet Merhaba,   Sen bilirsin diye sana bir soru sorarak başlıyorum mektubuma, bir çocuk ne zaman büyür? Önce bu soruyu neden sorduğumu anlatayım belki cevabını daha kolay bulursun. 12 Eylül 1980’de perde aralığından dünyaya bakan sekiz yaşında bir çocuktum bu soruyu kendime ilk sorduğumda. Perde aralığından baktığım dünyadan tanklar geçiyordu. Ve babam çocukluğumun el izlerini taşıyan kırmızı kapaklı şiir defterini yırttığında bir de baktım ben de yırtılmışım bin yerimden. Dedim ya çocuktum. Anlamamıştım şiir defterinin neden yırtıldığını ve sonra neden yakıldığını… Meğer o şiir defterinin içindeki şiirler senin yasaklı şiirlerinmiş, ondanmış şiir defteri yırtılırken benim de bin yerimden yırtılmam. Laf kalabalığına karışıp sorumu kaybettim sanma. İşte yineliyorum; bir çocuk ne zaman büyür? Erken büyüyen bir çocuğun yazdıklarıdır bunlar; ben mektup diyeyim bu yazılanlara, sen erken büyüyen bir çocuğun geç kalan soruları de! Nerden başlasam sorularıma? Bugünden başlasam olur mu? Bugün Pazar; hani senin: Bugün Pazar./ Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar./ Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak/ bu kadar mavi/ bu kadar geniş olduğuna şaşarak/ kımıldamadan durdum. Dediğin Pazar. İşte ben bu Pazar, senin şaşarak durduğun gökyüzünün altında, seni düşünürken, kalbimin dikiş tutmayan yamasına bir dikiş daha attım. Biliyorum ki sen ezbere biliyorsun bütün hasretleri. Onun içindir ki sana soruyorum. Kaç makasın kestiği hasretten dikiş tutmaz hale geldi bu yamalı kalbim? Uzak, çok uzak bir memleketten yazıyorum bunları; ben mektup diyeyim bu yazılanlara, sen erken b&... Devamı

22 12 2011

SAKLI YÜZ / ERSAN ERÇELİK

Ersan Erçelik     “Rüyalarınızın gerçekleşmesini istiyorsanız, öncelikle uykudan uyanmanız gerekir” diyor Andre Siegtried. Hokku olarak da bilinen haiku’nun tanımı şöyledir: “5, 7 ve 5 heceli üç dizeden oluşan şiir türü”. Oysa haikuyu hep bir “uyanış”, “bakmaktan görmeye”, “keşfetmeye” uzanan yol olarak tanımlamışımdır ben. Otuz bir heceli geleneksel kısa şiir tanka’nın ilk üç dizesinden türeyen haiku, Edo döneminde (1603-1867), büyük usta Matsuo Başo’nun geliştirip incelikli ve bilinçli bir sanat haline getirmesiyle eski şiire rakip olmaya başlamıştır. Günümüze değin de çok yaygın bir şiir türü olarak gelmiştir. Gerçekte Başo’nun haikularının çoğu, bir renga’nın hokku’su olarak yazılmıştır. Japonya’da bütün makinalar Japonca olduğu için kaybolmak çok kolaydır. Bizse bu terimler arasında kaybolmamak için açıklayalım: Renga, farklı kişilerce yazılmış ve birbirine zincirleme şekilde bağlı iki uzun düzyazı-dizeden oluşan şiirdir. Hokku ise önceleri bir bölümün ilk uzun dizesine verilen ad; daha sonraları ayrı söylenen tek uzun dizedir. Haikai Japonca’da 17 heceden oluşan nükteli söz, nükteli şiir demektir. Haiku sözcüğü haikai’in ilk üç ve hokku’nun son iki harfinden, bu sözcüklerin birleşiminden oluşur. Yüzyıllar boyu haikai ile hokku sözcükleri haiku ile eşanlamda kullanılmıştır. Önceleri haikunun konusu sınırlıdır. Nesnel bir doğa betimlemesiyle mevsimlerden biri akla getirilir, böylece okurda sözü edilmeyen, belirli bir duygu uyandırılırdı. Daha sonra konular çoğaldıysa da, haiku olabildiğince az sö... Devamı

22 12 2011

MAVİ LİMAN / TARIK GÜNERSEL

Tarık Günersel     mezopotamya çok sesli yalnızlık orkestrası mı? • Böyle diyor Erol Özyiğit bir haikusunda. Şair ve yayıncı. Hazırladığı zarif dergi Mavi Liman ilk yılını tamamladı. İki-aylık şiir seçkisi. Tek yaprak. A4 kağıdı bir uzay istasyonu olurmuş demek. Şairleri davet ediyor. 1972 Arapgir doğumlu. Şiir yapıtları: 1998 Halay 2001 Önce Çocuklar 2004 Saklı Yüz (Haikular) Sunay Akın, Orhan Alkaya, Metin Cengiz, Arif Damar, Emily Dickinson, Gültekin Emre, Attilâ İlhan, Paul Muldoon, Pelin Özer, Selahattin Özpalabıyıklar, Mehmet Yaşın ve Nihat Ziyalan şiir paylaşan kişiler arasında. Tek yaprakta! • A4 kağıdı bir uzay istasyonu olurmuş demek. • Haiku sayılır mı bu yukarıdaki? 5-7-5 hece sayısında üç dize, işte. Gerçi baharla doğrudan ilişkili değil, ama.. Erol Özyiğit'ten cevap bekliyorum, heyecanla. Bu işin erbabı ne de olsa. ... Devamı